“O zamanlar hiçbir şeye aklım ermiyordu. Konuşulanlara değil, yapılanlara önem vermeliydim. O güzel kokusu ve ışıltısı bana iyi gelmişti. Onu hiç terk etmemeliydim. Bana oynadığı oyunlara rağmen yumuşak bir kalbi olduğunu anlamalıydım. Çiçekler çok tutarsız oluyorlar. Ama bak, ben de onu nasıl seveceğimi bilememiştim. O zamanlar çok deneyimsizdim.”
9.
Oradan kaçabilmek için sanırım vahşi kuşların göç etmelerinden faydalandı küçük prens. O sabah gezegenini bir güzel düzenledi. Aktif yanardağlarını özenle süpürdü. İki tane aktif yanardağı vardı. Sabah kahvaltısını bunların üzerinde ısıtırdı. Ayrıca bir de sönmüş yanardağı vardı. Ama ne olur ne olmaz diye onu da temizledi. Söylediğine göre, düzenli olarak süpürüldüklerinde yanardağlar hafif hafif yanarlarmış Hiç patlama olmazmış. Yanardağ patlamaları da baca yangınlarına benzer. Temizlenmezlerse felakete neden olabilirler. Tabii biz, dünyamızdaki yanardağları temizlemek için çok fazla küçük kalıyoruz. Bu yüzden de, patladıklarında büyük zararlar meydana geliyor.
Küçük prens hiçbir üzüntü hissetmeksizin, son baobap filizlerini de söktü. Bir daha hiç geri dönmeyeceğine inanıyordu. Ama o sabah son kez yaptığı bu günlük işler ona öyle güzel gelmişti ki... Ve nihayet çiçeğini sulayıp korunağını üzerine yerleştirmeye hazırlanırken, ağlayacak gibi oldu.
"Elveda" dedi çiçeğe. Ama çiçek cevap vermedi.
“Elveda“ dedi tekrar. Çiçek öksürdü. Ama üşüdüğü için öksürmemişti bu kez.
“Aptalca davrandım“ diye fısıldadı sonunda. “Lütfen beni affet. Mutlu olmaya çalış.“
Oysa küçük prens çiçeğin sitem edeceğini sanıyordu. Şaşırmıştı. Elinde çiçeğin korunağı, öylece kalakalmıştı orada. Bu davranışına bir anlam veremiyordu.